Her insan gibi yaşamı yaşamayı seviyordu. Her ne kadar yaşantısının belli dönemlerinde başını alıp gitmek hatta bazı anlarda intihar etmeyi düşünse de yaşamı sevdiğini biliyordu. Birçoğunun aksine giyinmek, yemek yapmak, ailesi ile huzurlu saatler geçirebilmek bir sanattı ve o iyi bir sanatçıydı. Ta ki içindeki geçmişten gelen kıpırtının uyanmasına kadar. Ummadığı kapalı denebilecek bir cumartesi sabahı uyanmasıyla içindeki olumsuz yaşam kırpıntısı da onunla birlikte onunla birlikte uyanıvermişti. Cumartesi ve onu takip eden Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba ve diğer haftalar ne olduğunu anlayamamıştı. Kendisindeki değişimin farkındaydı. Huzurlu dakikaların yerini huzursuz saatler almaya başlamıştı. Söylediği her söz başta kocası ve çocuğu olmak üzere karşısındaki herkesi üzer niteliğe bürünmüştü. Konuştuğu her kişinin söyledikleri de kendisine hançer gibi batıyordu. İnsanları fiziksel özelliklerine göre ayırmaya başlamıştı. Özellikle şişmanlardan ve abuk sapuk giyindiğini sanan örtünenlerden, kişisel bakımdan yoksun olan kişilerden nefret etmeye başlamıştı. Ancak, her gün giyimine özen gösteren, kendisine yakışanları bulmakta usta olan giyim sanatçısı olan kendisi de makyaj bile yapmaz olmuştu. En ufak duygusal çalkantılardan etkilen, göz yaşlarını akıtan birisi haline dönüşüvermişti.
Mesleğinin verdiği tecrübeler ile durumu fark eden 180 boylarındaki kocası durumu olaya en yakın olan kişi olarak tanıklık ediyor, çözüm yollarını anlatmaya çalışıyorduysa da boyunun kısalmasına bir türlü engel olamıyordu. Yaşadıkları bu durum karşısında giderek küçülüyordu. Çözüm aslında kendisine göre basitti. Son yıllarda tüm aile maddiyata önem vermiş, sürekli daha iyi, en iyisine sahip olma dürtülerinin önüne geçememişler. Bankaların faiz karşılığında desteklerini arkalarına almışlar, al babam al felsefesini benimseyerek ellerindeki her türlü malzemeyi yenisi ve daha iyisi ile değiştirmeye başlamışlardı. Aylık ödemeler kısmen de olsa aileyi belli kalıplar arasında yaşamaya itmiş, Büyükşehir belediyeleri il sınırları içerisinde yaşayan her insan gibi yaşamlarını rutin hale getirmişlerdi. Sabah kalk, işe git, öğle yemeğinin ardından işe devam mesai sonrası eve gel, yemek yap, yemekten sonra bir bardak açık çay eşliğinde sosyal yaşamı ele geçiren dizilerden birini ya da ikisini seyret sonra ertesi gün işe gidebilmek için uyu. Her gün için birkaç dizi ayrılmıştı. Arkadaşların, akrabaların, haftada birkaç kez gidilen restoranların yerini dizi karakterleri almış, her şey ama her şey bu sanal karakterlere göre ayarlanır olmuştu. Hoş etrafında bulunan her kişi de benzer durumdaydı.
Birçoğu kendi memleketlerinde iş olanağı bulamadıkları için büyük şehirlere göç etmiş ikincil nesildi. Bunlarda büyük ailelerden çıkıp çekirdek aile şekline dönüşmüş, akşamları yemek sofralarına gerçek değil, sanal dizi ve film karakterleri davet eder olmuşlardı. İş yeri sohbetleri; işyerinde uygulanan sistem konuşulmadığı zamanlarda ya bu sanal dizi karakterlerine geliyor ya da diğer departmanlardaki kişilerin hiçbir iş yapmadığına geliyordu. Yaşamlar, diziler, dedikodu ve olumsuz haberler arasında sıkışıp kalmıştı. Birçok kişinin de bundan ya haberi yoktu, ya da kabullenmişti. Kocasının Perşembe günleri dizisini beklediği gibi… Herkes gününü bekliyordu…. Ya dizi gününü ya da yaşamın sona ereceği günü…
Kişiler arasındaki diyaloglar unutulmuş, tozlanmış yüzyıllardır temizlenmeyen arşivlere kaldırılmıştı. Diyaloglar kaybolmuştu… Kimsenin de bulmaya niyeti yoktu…
Çevresindekilerce güçlü karakteri ile tanınan Firuze de diyaloglarını kaybetmiş, diziler arasında kaybolmak üzereydi, içinde uyanan olumsuzlukla birlikte… Paylaşımları giderek azalmış, insanlardan nefret eder hale gelmişti. Dizilerin başkaları tarafından başkalarının yaşamlarını yönetmek üzere kurmaca kurgulardan ibaret olduğunu unutmuş, olumsuz davranışlardan bir hayli etkilenir hale gelmişti. Karnesinde bırakın takdir, teşekkür alacak not bulmayı sınıfı geçer bir not bile kalmamıştı. İçinde anlamlandıramadığı o olumsuz kıpırtı her geçen gün beslenmiş, semizlenmiş büyüdükçe büyümüş ve yaşam dizginlerini eline alır olmuştu. Karnesini eline alıp baktığında gördüklerinden ürpermiş, yapacak bir şeyi olmadığı artık sınıfta kaldığına kanaat etmişti. Notlar birbirinden berbattı. Diyalog sıfır, sosyalleşme sıfır, makyaj beşten ikiye düşmüş, kişisel bakım beş üzerinden üç’, gülme becerisi beş üzerinden bir, olumlu cümle kurma becerisi bir, çocukla iletişim becerisi sıfır, ev kadını gereklilikleri iki, iş kadını gereklilikleri bir…
İşte karnenin acınası durumu bir ve ikiler arasında sıkışıp kalmıştı. Bu karne ile yaşamdan geçer not almak imkansızdı. Bunun ne kadar farkında olduğunu kendisi de bilmiyordu ve aslında önemsemiyordu da. Notlarına çevresindekilerin katkıları ne kadardı diye soracak olursanız en iyi cevabı kocası Volkan verecekti. Yüzde otuz diyiverecekti. Çünkü Volkan yaşamın dizginlerinin etrafa bağımlı olmadığını dizginlerin her ne olursa olsun kişinin kendi elinde olduğunu bilecek yetenek ve bilgiye sahipti. Her insan kendi yaşamını kendisi şekillendirir. Yaratıcı bu yeteneği insanoğluna vermişti. Kader bir yere kadar yaratıcının elinde bir yere kadar da insanın kendisine bahşedilmişti. Kimse zorla doktor, öğretmen, işçi, memur, teknisyen ya da mühendis olmuyordu. Yaşayan ve düşünen herkes kendi mesleğini ilköğretimden başlayarak seçme yetisine sahip olabiliyordu. Kimi aile benim param benim çocuklarıma yeter, okumasa da olur düşüncesine sahip iken, kimi ailede çocuğunu daha iyi yerlerde görebilmek için her türlü imkanı seferberlik ilan etmişçesine önüne seriyordu. Bir üçüncü aile tipi de, olanaklarını çocukları arasında ayırım yaparak kullanan ailelerdi. Sanırım en tehlikeli grubu ilk aile tipi ile üçüncü grupta yer alanlar oluşturuyordu. Ne demek param var, yedi sülaleme yeter mantığı. Bu nasıl bir düşüncedir. Paran var kaç lira diye sormazlar mı? 200 – 300 dönüm tarla kime yetmiş? Sayamayacak kadar param olur, kiracılarının adını hatırlamayacak kadar dairen dükkanın olur bir yere kadar anlaşılabilir bir durum. Zaten bu durumda da çocuk okumasa da bir şekilde bu kadar variyet bu çocuğun bir iş sahibi olmasını sağlar. Ancak sayılabilir bir paraya sahip olan, 300 – 400 dönüm tarlaya sahip olanlar neden böyle bir düşünceye sahip olurlar bilinmez.
Üçüncü grupta yer alan aile tipi aslında en tehlikeli türü oluşturuyor. Evlatlar arasında ayırım yapan aile tipi. Hangi ebeveyne sorsanız çocuklar arasında ayırım yapıyor musunuz diye asla evet demeyeceklerdir. Bunu karanlık yatak odasında kafasını yastığa koyduğunda benliği ile yapa yalnız kaldığında bile kendisine itiraf etmeyecektir. Yastığa başını koyduğunda büyük oğlunu küçüğünden daha çok sevdiğini, kızının ise yaşlandığında kendisine bakacağından emin bir düşünce ile uykuya dalacağını çocukları gibi kendiside biliyor olacaktır. Tek atladığı ise yaşlandığında elden ayaktan düştüğünde daha az sevdiği, imkanlarını daha az seferber ettiği küçük oğlunun kendisine sahip çıkacağından habersizliği olacaktır. Bu küçük oğlan ise karmaşalar, sevgisizlikle dolu bir yaşam yaşayacak, kaderini diğerleri gibi çizemeyecek, sıkıntılarla dolu bir yaşamı yaşamak zorunda kalacak yine de vicdanına yenik düşerek ebeveynlerine sahip çıkacaktır.
Uykusunun ağlama krizleri ile bölündüğü Firuze de, bu ağlama krizlerini gündüzlerine taşıyacak giderek içine kapanık bir yaşamı tercih eder hale geliyordu. Volkan olaylara en yakından yaşayan biri olarak duruma elinden geleni bilgisi dahilinde yapmaya çalışacak, sorunu eşi ile paylaşacak, ancak çabaları yetersiz kalacaktı. Günlerden bir gün, sıfır makyajla işe gelen Firuze ağlama krizinin ardından yer yığılıp kalır. İş arkadaşlarının yardımıyla biraz kendisine getirilen Firuze, her ne kadar annesinin dolduruşlarına gelse de en yakınında olan kocasından destek ister. Birlikte karar verirler ve yaşadıkları büyük şehirde sadece ismi büyük kalan bir hastanenin psikoloji servisinden alanında uzman olan bir profesörden profesyonel destek almaya karar verirler. İlk görüşmeye sadece Firuze alınır. Volkan dışarıda bankta beklerken, olayları buraya getiren sebepleri düşünürken, bir yandan olası tedavi sonuçlarını izlediği filmlerden edindiği bilgiler ışığında bir sonuca ulaşmaya çalışıyorlardı. Büyük ihtimalle belli dönemlerde görüşmeye çağıracaklar, çocukluğuna inecekler, belki de hipnoz önerecekler ve ayları bulan görüşmelerin ardından Firuze’yi eski neşeli, yaşam dolu günlerine döndüreceklerdi. Doktor, Firuze ve Volkan arasında geçecek aylar sürecek olan bir tedavinin ilk dakikaları bu düşünceler içerisinde akıp gidivermişti. Görüşme sonrasında doktor büyük ihtimalle Volkan’la tekil görüşmeler yapacak, hastanın içinde bulunduğu durumu anlatacak ve çözüm yolları önerecekti. Volkan bekleme süresince Firuze’ye ilk gün verdiği sözü hatırlamıştı. Bu söz devlet karşısında verilen iyi gün de kötü günde hep birlikte olma sözü değil, vicdanen ve kalben birliktelik için verilen sözdü. Her ne olursa olsun daima yanında olacaktı. Çünkü Firuze’nin içene düştüğü bu durumda Volkan’ın da belli düzeylerde olumsuz katkıları olmuştu. Bazı konularda özellikle kendisine haksızlık yapıldığını düşündüğü zamanlarda, canının manevi olarak yandığını hissettiği zamanlarda yangına körükle gitmemesi gerektiğini bildiği halde koca körüğü sırtlanmış var gücü ile körüğü alevlere tutarak körüklemişti.
Aslına bakılacak olursa Volkan ile Firuze arasında aşılamayacak bir konu yoktu. Tanıştıkları ilk günden bu yana sıfırdan başlamışlar elde edebilecekleri en iyi yaşamı elde etmişlerdi. Sadece biraz maddi sıkıntıları vardı. O da geçici bir durumdu. Aile arasındaki tartışmaların birçoğu ya ailelerinin yanına gidip geldikten sonra ya da aileleri ile yaptıkları telefon görüşmelerinin ardından ortaya çıkıyordu. Aslında her ikisi de bunun üçüncü kişilerden kaynaklandığını bilmelerine rağmen tartışmadan da kaçamıyorlardı. Volkan, Firuze’nin annesi olan ve kendisinin de zoraki anne bu kadının kendisini hatta kendi kızını da sevmediğini, bir türlü haz etmediğini biliyordu. Kadının kendi öz be öz çocukları arasında ayırım yaptığını, kendine daha yakın olan, kocaları ve karısıyla evde geçen her diyalogu anlatan, paylaşanları ve maddi anlamda destek sağlayanları daha çok sevdiğini biliyordu. Firuze ve abisi ise bu grup dışında kalıyordu. Hoş abisi her ne kadar olsa da evin tek erkek çocuğu olduğu için de el üstünde tutuluyordu. Ne de olsa ailenin devamı abisinin sırtına yüklenmiş bir görevdi. Diğerleri el evine gitmişler ve başka evlerin soylarının devamı için görev yapacaklardı. Volkan’ın annesinin dediği gibi elkızıydı. Görevi sadece erkek evlat vermekti. Görevi bununla sınırlanmıştı. Ataerkil aile geleneği sürdürülmeliydi. Volkan ise yaşama bir kez geldiğini, yaşamdan keyif ve mutluluk almak gerektiğini düşünüyordu.
Yaratıcının verdiği kendisine bahsettiği yaşamı en verimli, en huzurlu ve en sakin şekilde yaşayıp en sonunda ebedi istinatgahına çekilmeyi prensip edinmişti. İyi bir aile babası olmak, iyi bir aile reisi olmak, iyi bir eş olmak ve her şeyden önce huzuru yakalamak istiyordu. Ne yazık ki, insan evlenme kararı verirken bir kişi ile evlendiğini değil de birçok kişi evlendiğini unutuveriyormuş. Yatak odasına alınan yatak her ne kadar iki kişilik diye satılsa da yatak o kadar büyük ki, buraya hem kendi akrabalarının hem de eşinin akrabalarını sığdırmanın zorluğunu yaşıyorlardı. Sanırım birçok kişide aynı problem vardı. Yatak iki kişilik, çoklu yatma olgusu sabah sırt ağrıları ile uyanma sendromu. İçinden çıkılmaz bir durum. Muayene odasının önünde dakikalar peşi sıra akıp giderken Volkan ne kadar da çok şey düşündüğünü fark etti. Ana konudan sapmış, bazılarının tali yol diye nitelendireceği yollara girmişti. Sonuç olarak problemi ve çözümlerini biliyordu. Ancak şu aşamada yapacak bir şeyi yoktu. Çözüm uzun süre önce elinden akıp gitmişti. Profesyonel çözüm için şimdi buradaydılar ve üstüne düşeni yapacaktı. Yaşam kendi yaşamıydı ve yaşamı tek başına yaşamıyordu. Bir ailesi vardı ve bu aileyi daim edebilmek için elinden gelenin fazlasını yapmaya hazırdı. Muayene kapısı açılıp asistan kendisini odaya çağırdığında konuşacaklarını, soracak sorularını zihninde kazımış ve önerilere açık bir vaziyette kendisine oturması için gösterilen koltuğa oturmuştu. Koltuğa oturmadan önce Firuze’nin çok fazla ağladığını elinde duran kağıt mendillerin çokluğundan fark etmişti. Demek ki içeride bulunduğu süre içerinde çok ağlamış, aralarda da kendisini ifade etmeye çalışmış olmalıydı. Odada kel kafalı, göbekli fazlada güven vermeyen bir profesör, rengini fazla belli etmeyen bir bayan asistan, gözleri ağlamaktan şişmiş Firuze ve sorgu odasına alınmış gibi hisseden Volkan’dan başkası yoktu. Oda sade döşenmiş, masanın üstünde nuh nebiden kalma 7-8 kilo olduğunu düşündüğü diz üstü bir bilgisayar, ağlayanların göz yaşlarını silmekte kullandıkları bol miktarda kağıt mendilden başkası yoktu. Odanın küçüklüğü rahat oturumu olmayan koltuklarla birleştiğinde kasvet havasına katkı sağlıyor gibiydi. Herkes susuyor ve birbirine bakıyorlardı. Volkan, sanki ilk konuşanın kaybedeceği duygusuna kapılmıştı. Büyük bir olumsuzluk, ortamda negatif bir elektriğin varlığını sezinliyordu. Mesleği gereği bu tür ortamlar için çeşitli eğitimler almıştı. Doktoru ilk gördüğündeki edindiği izlenim de hoş olacak bir nitelikte değildi. Sanırım yanlış tercihte bulunmuşlardı. İlk suskunluğu doktor bozdu. hoş geldiniz seremonisinin ardından ilk sorusu neden ve nasıl profesyonel bir destek almaya karar verdiğinizi öğrenmek istiyorum oldu.
Volkan, evde ve eşindeki yaşanan olayları kısaca özetleyerek bu konularla başa çıkamadıklarını, aslında problemin diyalog eksiklinin maddi problemlerle birleşmesinden kaynaklandığını sonuç olarak da profesyonel birinden destek almalarının kendileri açısından iyi olacağını düşündüklerini bu yüzden de bugün burada olduklarından bahsetti. Bu cevabın ardından doktor Volkan’a kişisel sorular sormaya başladı. Çocuğunuza nasıl davranırsınız? İyi bir aile babası mısınız? Eşinize nasıl davranırsınız? Sizce eşinizin sorunları nelerdir? Evle çok ilgilenir misiniz? Eşinizin her işine karışır mısınız gibi peş peşe bir çok sorular… Volkan yapı gereği tedbirli olmanın yanında ilk defa psikiyatra gelmenin verdiği endişe ile temkinli konuşmaya, eşinin verdiği bilgileri bilmemenin endişesi ile bazı soruları savuşturmaya, kısmen savunma psikolojisine girerek yanıtlamaya çalıştı. Volkanın bazı sorulara açık bazılarına kapalı cevap vermesi, doktoru heyecanlandırdı ve gittikçe Volkan’ın üstüne gitmeye başladı. Sanki problemin kaynağını bulmuş gibiydi. Volkan bir türlü anlayamamıştı bu davranışları. Kendisini sorgu odasında gibi hissetti. Bir yandan da alnındaki terleri silmeye çalışarak sanırım psikolojik tedavi böyle oluyor diye düşünerek kendisini rahatlatmaya çalıştı. Doktor, problemin kaynağından ziyade duymak istediklerini, söylettirmek istediklerini söyletme çabası içindeymiş gibi geldi. Sürekli baskı yapıyor ve duymak istediklerini söylettirmeye çalışıyordu. Volkan üstüne gelen bu saldırıları bir yandan savuşturmaya çalışırken, diğer yandan da kendisine göre olan doğruları, konunun şu kısmına parmak basılmalı diye çaba sarf ediyordu. Oysa profesör bir icat bulmuş edası ile ha bire Volkan’ın üstüne gidiyor, problemin evlilikten kaynaklandığı gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyor gibiydi. Görüşmenin ardından ortaya çıkan sonuç Firuze’nin acil olarak hastaneye yatırılması gerekliliği ve ilaç tedavisinin bir an önce başlanması yönünde oldu. Odadan çıktıklarında Firuze’nin karışan aklı iyice karışmış hasta olduğunu kabul etmiş hatta deli olduğu sonucuna varmıştı. Hastaneye yatma kafalarında yoktu, oysa. Mevcut düzenleri bozulacaktı. Çocuk okula gidiyordu. Firuze’nin yanında bir refakatçi kalsın isteniyordu. Bu şehirde akrabaları vardı da yoktu. Hani kanser olsa herkese söylenebilirdi. Ama iş psikiyatri olunca ha deyince herkese söylenemezdi. Toplum o kadar da hazırlık değildi. Toplumun yüzde doksanı profesyonel bir desteği bile istese de toplum baskısından korktuğu için alamıyordu. Ayakta depresyon atlatmaya çalışıyorlardı.
Volkan istemeyerek de olsa ilk haber verdiği kişi her ne kadar da olsa kayınvalidesini aramak oldu. Durum bundan bundan ibaret diye konuyu fazla uzatmadan ifade etmeye çalıştı. Hiç haber vermek istemiyordu ama başka çare yok gibiydi. Netice de Firuze o kadının kızıydı ve kızının hastalığını annesinden saklamak doğru bir yaklaşım olmayacaktı. Telefonda beklediği sonuçla karşılaştı Volkan. İşte sen yıllarca benim kızımın başının etini yedin de, dırdır ederek onu bu hale getirdin de. Suçlamaların peşi sıra devam ettiği birbirinin aynı olan onlarca cümle. Suç dönüp dolaşıp her zaman olduğu gibi Volkan’a yapışıp kalmıştı. Telefon kulağında, bir yandan kayınvalidesinin suçlamalarını dinlerken, gerçekten de kötü bir insan olup olmadığını düşünüyordu. Gerçekten kötü olabilir miydi. Artık cümleleri duymaz olmuştu telefonu banka açık vaziyette koydu. Düşünceler arasında gezinmeye devam etti. Evlendiklerinde birer tüpleri, kiralık birer evleri, birinin siyah beyaz diğerinin renkli birer televizyonları vardı. Şimdi ise inşaattan aldıkları büyük ihtişamlı bir ev, jelâtinlerini kendi yırttıkları sıfır bir arabaları vardı. İlk evlerini evliliklerinin dördüncü yılında kendi imkanları ile almışlar, kimseden destek almamışlar ve evin tapusunu da Firuze’nin üstüne yapmışlardı. İki yıl sonra evi daha güzel bir ev ile değiştirmişler ve bunun tapusunu da Firuze’nin üstüne yapmışlardı. Medeni iki insan olarak aldıkları arabayı da Volkan’ın üstüne yapmışlardı. Son aldıkları evi ise Volkan’ın üstüne yaptılar. Kadının bağırtısı bankın üstündeki telefondan bile duyulur olmuştu. Kızımın parası ile her şeyi aldın da, her şeyi kendi üstüne yaptın da, kızıma bir şey bırakmadın da… Allahın bu nasıl hastalıklı bir düşünceydi. Evlenenler hep ayrılmak için mi evleniyorlardı. Volkan, hiçbir işte çalışmamış mıydı? Gece on birlere kadar sokaklarda çalışıyorum ayağına arkadaşları ile kahvehanelerde mi takılmıştı. Eğer takıldıysa o kadar parayı iş yerinden aybaşlarında hediye olsun diye mi veriyorlardı, Volkan’a. Elbirliği ile bugünlere gelmişlerdi. Konunun özü aslından malların nasıl elde edildiği değildi. Kayınvalide profesyonel desteği cahil kafasında farklı konumlandırmış, avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Benim kızım deli değil. Deli hastanesinde ne işi var. Sakın yatırmayın. Volkan dayanamadı ve telefonun hiçbir şey söylemeden kapattı.
Firuze ile birlikte 30 km uzaktaki evlerine gittiler. Hazırlıklar bittikten sonra tekrar hastaneye döndüler. Çocuklarını bu gecelik komşularına emanet ettiler. Böylece hastanenin ilk gecesi başlamış oldu. Kayınvalide dudur mu gece boyunca telefonda ağzına geleni sıraladı saydı durdu. En sonunda olayın üstünden bir hafta geçtikten sonra kısmen de olsa kabul ederek gelmeye karar verdi. Volkan işi, eşi ve çocuğu arasında parçalanıyordu. Eve git yemek yap, çocuğu tekrar komşuya bırak. Geceleri gel refakatçi olarak kal. Düşünceler denizinde boğulacak gibiydi. Çözüm çok basit olmasına rağmen Firuze Volkan’ın önerdiği hiçbir şeyi kabul etmez hale gelmişti. Doktorla arada bir yaptıkları görüşmelerin ardından Firuze Volkan’a karşı daha sert tutum sergiler olmuştu. Kayınvalide geldikten sonra Volkan eve gidip gelmeyi kesmişti. Gündüzleri iş yerinde mesai sonrasında hastanede Firuze’nin yanında kalıyordu. Aynı katta Firuze’den başkaca dört kişi daha kalıyordu. Volkan geceleri silah zoru ile bunlarla okey oynuyor, hayat bunları vurmuş birde ben vurmayayım diye sürekli yeniliyordu. Zavallı hastalarda okeyde sağlam birisini yenmiş olmanın verdiği mutlulukla güzel uykularına çekiliyorlardı. Hastaneye yatmanın ikinci haftasında kadar Volkan’ın profesörle görüşme taleplerine bir türlü olumlu yanıt çıkmamıştı. Volkan Firuze’nin durumunu hatta konan teşhisi bile öğrenememişti. Ne vardı bunda devlet sırrı değildi ya. Son olarak hile müracaat ederek arşiv kısmandan hoca dosyayı tekrar istedi diye alıp göz atmıştı. Karışık tip anksiyete diye bir tanı. Internetten incelediğinde fazla da bir bilgiye ulaşamadı. Ama tedavi de iyi gidiyor gibi durmuyordu. Volkan, Firuze’nin her geçen gün kendisinden uzaklaştığını hissediyordu. Bir takım yazılı testler uygulanıyor, ama bunu kocan görmesin diye sıkı sıkı tembihleniyordu. On üç yıl evlilikleri boyunca birbirlerinden sakladıkları bir şeyleri olmayan bu insanlar yavaş yavaş birbirlerinden uzaklaşıyorlardı. İkinci haftanın sonunda profesör artık senin yanında refakatçi kalmasına gerek yok diyerek Volkan’ın refakatçi kartını iptal ettirdiğinde Volkan şüphelerinin hiç de yersiz olmadığı kanaatine vardı. Her görüşme sonrasında Firuze’ye neler konuştunuz, tedavi nasıl gidiyor dediğinde sanki bir duvar ile karşı karşıya kalıyordu. Volkan’ın anlayamadığı tek şey bu tedavi sürecinde neden sürekli dışarıda kaldığını anlayamamasıydı. Neden kimse kendisine bir bilgi vermiyordu. Profesör ile görüşme taleplerine yanıt alamayan Volkan son bir gayretle asistandan bilgi almaya çalıştı. Asistandan aldığı yanıt daha da vahimdi. Ben bu konuda bit yanıt veremem, hoca bilir. Oysa hematoloji bölümünde bile kansere yakalanan hastanın yakınları doktor tarafından en ince detayına kadar bilgilendirildiğini herkes biliyordu. Bu durum burada daha da detaylı yapılmalıydı.
Hastaneye yatalı bir ay olmasına rağmen gözle görülür bir iyileşme görülmediği gibi, yürüyerek gelen Firuze neredeyse başkası tarafından kontrol edilen bir robota dönüşmek üzereydi. Yoğun şekilde hasta olduğunu kabul ediyor ve bu hastalığın sebebi olarak da Volkan’ı işaret ediyordu. Volkan bu düşüncelere Firuze’nin yazdığı gizli notların birini bularak elde etmişti. Taburcu olduktan sonra da Profesör Volkan’la hiç görüşmedi. Kendisine hiçbir bilgi vermedi. Ancak, Volkan artık bir şeyden kesin emindi. Profesör hakkında kısa bir araştırma yapmaya karar verdi. Yaptığı araştırmayı Firuze’ye söylemeden yaptı, sonuçlarının da paylaşmadı. Yeri ve zamanı vardı. Volkan bu rahatsızlığın Firuze, kendisi ve kayınvalidesi arasında kısmen de olsa çözülebileceği kanaatini taşıyordu. Bunun için de ilk görüşmenin her iki tarafla da sakince konuşarak Firuze ile annesi arasında gerçekleşmesini sağladı. Saatler sonra eve geldiğinde her iki tarafında sessizce oturduğunu gördü. Ertesi gün Firuze kendisine annesi ile görüştüğünü, yüzüne karşı annesini sevmediğini, annesinin de buna bir tepki vermediğini en azından bundan sonra birbirlerini anlamak için karşılıklı birbirlerine süre verdiklerini bahsetti. Bu konuşmanın üzerine Volkan aklındaki düşünceleri Firuze’ye anlatmaya karar verdi. Eğer problemlerinden kendisinden kaynaklandığı gibi bir düşünceye sahipse ister ilişkilerine belli bir süre ara verebileceklerini, isterse de boşanabileceklerinden bahsetti. Bu cümlenin üzerine Firuze Volkan’a sarılarak öyle bir şeyin mümkün olmadığını, sadece biraz zamana ihtiyacı olduğundan bahsetti. Volkan bunun üzerine doktor ile görüşmek istediğini, ancak doktorun bir türlü kendisini kabul etmek istemediğini ve her görüşme sonrasında yaşanan negatif havanın varlığından bahsetti. Firuze bu anlatım karşısında Volkan’ı kurgu yapmakla suçladı ve odayı terk ederek mutfağa gitti. Volkan bugünlük bu kadar yeter diyerek daha fazla üstüne gitmemenin yararlı olacağını düşünerek dışarı çıktı.
Hastaneden çıkalı bir ayı geçmiş, Firuze kullandığı raporun ardından tekrar işe başlamıştı. Ancak genel olarak değişen bir şey yoktu. Yine gülmüyor, yine mutlu olamıyordu. Volkan bunun bir süreç olduğunun farkındaydı. Biraz daha zaman ya ada bir kıvılcım bekliyordu. Günler günleri kovaladı ve kontrol günü geldi çattı. Kontrole gitmek üzere arabaya bindiklerinde Volkan son bir kez şansını denemeye karar verdi. Senin problemin kendinle, annenle ve benimle… Bunun çözümü de diyalog kurmaktan geçer. Kimse kimsenin içini bilemez. Neler düşündüğünü, neler hissettiğini bilemez. Bunları açık olarak ifade edeceksin. Yoksa hastanedekilerin bize bir faydası yok. Sana dünya kadar ilaç verdiler. Kafanı uyuşturmaktan başka bir işe yaramıyor. Problem orada duruyor. İlaçlar sadece üstünün biraz toz kaplanmasını sağlıyor. Ama problem hala orada dim dik ayakta duruyor. Benimle konuş, paylaş. O doktor dört kadından ayrışmış. Hadi biri kötü, ikincisi kendisini aldattı. Ya üçüncü, ya dördüncü… Dört farklı insanlar evlilik yapan bu insan bu dört insanla yaşayamamış, evliliklerini sürdürememiş, bize mi faydası olacak. Bak ben sana söyleyeyim bu seni beşinci olarak düşünüyor. Neden beni hep uzak tutmaya çalıştığını bir düşünsene… Yaptığım araştırmaya göre ilk eşi hariç diğerlerinin biri hasta yakını diğer ikisi de hastasıymış. Biz on üç yıldır bir şekilde bu evliliği sürdürüyoruz. Elbette bundan sonra da bir on üç yıl daha sürdürebiliriz. Firuze ilk defa bu kadar uzun soluklu Volkan’ı dinlemişti. Volkan kafasının derinliklerinde Firuze’nin kendisine hak verdiğini biliyordu. Ama Firuze bunu bir türlü dışa yansıtamıyor hatta inanmıyordu ya da inanmak istemiyordu. Görüşme odasına her zaman olduğu gibi Volkan alınmamıştı. Volkan yaklaşık olarak bir saat bekledikten sonra kapıda Firuze’yi görmüştü. Yine ağlamış, alt üst olmuştu. Volkan hiçbir şey söylemedi. Firuze’nin koluna girdi. Eve gittiler. Akşam Firuze yattığı yataktan kalkarak ilk defa doktorla arasında geçenleri anlatmaya başladı.
Evet, sen haklıymışsın. Sana büyük haksızlık yaptım. Aslında benim problemin annemle. Onu hiç ama hiç sevmiyorum. Çocukluğumda ve gençliğimde bana çok eziyet etti. Diğer kardeşlerimden çok ayrı bir yere konumlandırdı. Sevgisinden hep mahrum bıraktı. Oysa ben sadece kuru bir sevgi istiyordum. Bir çocuk başka ne isteyebilir ki? Ama o beni hiçbir zaman anlamadı. Evet, bende onun bir çocuğuyum. Ama her çocuk aynı olacak değil ya. Ben bir kişiyim. Diğerlerinden farklıyım. Aynı bir elin beş parmağı gibi. Asıl problem bu. Bir süre annemle görüşmek istemiyorum. Ne zaman beni anlamaya karar verir o zaman görüşürüm. Sana gelince bana olan sevgini her daim gösterdim. Bazen ilginden sıkıldım. Bir de ilaçların ve doktorun yönlendirmesiyle bütün problemleri en yakınım olan senin üstüne attım. Aslında seninle hiçbir problemin yok. Her ne kadar arada sırada çenen durmasa da en azından teflon tavada metal çatal kullanmama karışmıyorsun. Doktor bana bu en son görüşmem de ne dedi biliyor musun? Volkan başını iki yana salladı. Konuşmadı. Dinleme modunda kaldı. Sen bir bireysin. Kendine ait bir şeylerin olması lazım. Kocanın kredi kartına ve ödemelerine karışma. Nasıl öderse ödesin. Sen çok güzel bir bayansın. Kendine bak, ye iç, dolaş, gez ve eğlen. Bak ben öyle yapıyorum. İşte bu cümleleri duyunca hasta olmadığıma karar verdim. Bana söylediklerin aklıma geldi. Dört kadını idare edemeyen bir adam bana nasıl olurda destek verebilir. Bundan sonra hastaneye gitmeyeceğim. İlaçlarının da azaltarak bırakacağım. O adamın yüzünü bir daha görmek istemiyorum. Benim bir ailem var, sorumluluklarım var. Sizinle birlikte kalacağım ve mutlu olacağım…


0 Yorumlar